DOLAR

49,9919$%0,05

EURO

55,9706€%0,01

STERLİN

67,0921£%0,04

GRAM ALTIN

6.284,22%-0,88

ONS

3.908,37%-0,95

BİST100

%

İkindi Vakti a 15:39
İstanbul PARÇALI BULUTLU 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Son dakika… MHP lideri Bahçeli: Kudüs İttifakı gerçekleştirilmelidir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuşuyor. Bahçeli, Arap partilerinin de temsil edildiği, toplumsal uzlaşmayı ve barış içinde bir arada yaşama iradesini güçlendirecek yeni bir hükümetin kurulması yönündeki fırsat değerlendirilmeli, Kudüs İttifakı gerçekleştirilmelidir dedi.

ad826x90
ad826x90
ad826x90

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuşuyor. Bahçeli, “Arap partilerinin de temsil edildiği, toplumsal uzlaşmayı ve barış içinde bir arada yaşama iradesini güçlendirecek yeni bir hükümetin kurulması yönündeki fırsat değerlendirilmeli, Kudüs İttifakı gerçekleştirilmelidir” dedi.Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyinHABER MERKEZİ- İşte Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkan satır başları: Milli iradenin tecelli ettiği bu kutlu mekânda yapacağımız her faaliyetin milletimizin birliğine, devletimizin kudret ve adaletine, daha insani bir dünyanın teşekkülüne yönelik hayırlı hizmetlere vesile olmasını temenni ediyorum.”TÜRK MİLLETİ VARLIK MÜCADELESİ VERDİ” Değerli milletvekilleri, 19. yüzyılın sonlarında başlayan ve Düvel-i Muazzama denilen emperyalist devletlerin Türk topraklarını bölme, paylaşma ve yönetme amacını taşıyan Şark Meselesi, Türk milletini varlık mücadelesi ile karşı karşıya bırakmıştır. 1912 Balkan Harbi’nden Cihan Harbi ve İstiklal Harbi’ne uzanan savaşlar silsilesinde emperyalizmin hedefi açıktı. Türk milletini önce Avrupa’dan, sonrasında da Anadolu’dan tamamen çıkartmak. Emperyalizmin kara bulutları vatan topraklarımızın her bir parçasına tasallut ederek Türk ufkunu sardığı bir iklimde, işgal güçlerinin zulmetine karşı tüten her ocakta, biçilen her başakta, boğazlardan geçen her bir lokmada, velhasıl her bir Müslüman Türk’ün kalbinde ve aklında istiklal ateşine ilişkin şu mısralar vücut bulmuştur; “Sarsada afak-ı efkârınadan bir inşirah verir elbet Yaradan.””TÜRKLER ANADOLU’DA TARİHİN İKİNCİ ERGENEKON DESTANINI YAZMIŞTIR”Cumhuriyet, bundan 103 yıl önce çetin bir mücadelenin fecrinde, istiklalinin ufuklarına doğan inşirah burçlusudur. Bu inançla kurduğumuz Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü şevkle, heyecanla, aziz ecdadımıza hürmet ve minnet duygularımızla kutladık. Cumhuriyet’e gidilen süreçte Türk milleti, Mustafa Kemal Paşa ve kahraman silah arkadaşlarının arkasına saf saf dizilerek Anadolu’da Türk tarihinin ikinci Ergenekon destanını yazmıştır. Bu destan ki dünya tarihinin nadir ve nadide örneklerinden biri olarak cümle mazlum milletlere umut olmuştur. Cumhuriyet, Osmanlı’nın savaş ve işgallerle yaralanmış toprağının şifası, bitap düşmüş yüreklerin devası, şühedanın aziz ruhunun şâdı, gazinin ise mutlu mirasının yâdıdır. Cumhuriyet, Türk aklının feraseti, Türk iradesinin istihkâmı, Türk gönlünün dergâhıdır. Cumhuriyet, tarihin coğrafyamızı aydınlattığı hakikat, Türk irfanından süzülen fazilettir. En nihayetinde Türk milletinin her bir ferdinin iradesine emanet edildiği hürriyettir.Merhum Halit Fahri Özansoy’un veciz ifadesiyle, bir insan nihayet kemikle ettir. Bu et ile kemiğe can hürriyettir. En büyük hürriyet Cumhuriyettir. Ey Türk genci! Cumhuriyet sana bırakılmış yalnızca bir miras değil, aklınla, ahlakınla, azmin ve fedakârlığınla yaşatacağın bir emanettir. Ufuk sensin, güneş sensin, ümit sensin. Cumhuriyetin kutlu olsun. Ey çiçek açan Türk balası! Sen bu toprakların geleceğine uzanan dalısın. İstiklalin teminatı, istikbalin yarınısın. Tohum sensin, fidan sensin, hayat sensin, hayal sensin, umut sensin. Cumhuriyetin kutlu olsun. Ey necip Türk milleti! Cumhuriyet düzeninin mayası, istikrarının hamuru, kalkınma ve refahın nihai şeklidir. Millî egemenliğin demokrasiyle taçlandığı, millî düzenin hukuk ile tesis edildiği, makam ve statü ayırt etmeksizin haklının hukukunu koruyan adaletin payidarıdır. Cumhuriyet, behemehâl Türklüğün birlik ve dayanışma davasıdır. İrade sensin, feraset sensin, dirayet sensin. Cumhuriyetin kutlu olsun. Milletçe birlik ve dirlik içinde ilelebet yaşasın, payidar olsun.”MHP CUMHURİYETİN GELECEĞE BAKAN GÖZÜ”Kıymetli dava arkadaşlarım, Cumhuriyet’in en büyük fazileti, kurumsallaşmış bir demokrasi, kalkınmış bir devlet, refah ve bolluk içerisinde yaşayan millettir. Bugün toplumsal değerlerin, ahlaki normların ve siyasi düzen anlayışının buharlaşarak yeni bir forma kavuştuğu aşamadayız. Böylesi bir dönemde şahsiyetli bireycilik, şuurlu hürriyetçilik ve dayanışmacı toplum anlayışı ile Türk milletinin millî ve manevi değerlerini muhafaza edecek, ahlaki standartlarını yükseltecek ilke ve vizyon Milliyetçi Hareket Partisi’nin müktesebatındadır. Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet’in geleceğe bakan gözü, yarınları idrak eden aklı, istikbale koşar adım ilerleyen iradesidir. Cumhuriyet, kazanımların varisi, millî devlet ve millî toplum düzeninin hamisidir. Önce ülkem ve milletim düsturu ve sorumlu siyaset anlayışıyla millî uzlaşının zeminidir. Tarihle kavga etmeyen, coğrafyaya sırtını çevirmeyen, köklerinden aldığı ilhamla daima geleceğe açılan Türk siyasetinin kutup yıldızıdır. Kuruluş döneminde atılan istikbal tohumlarını büyütmek ve gürleştirmek vazifemizdir. Cumhuriyet’in kurduğu düzeni güçlendirerek hem bölgemizde hem kültür ve gönül coğrafyamızda hem de cümle cihanda müessir kılmak Türkiye’nin tarihî misyonudur.”TERÖR BİTECEK, KARDEŞLİK YÜKSELECEK” Aziz Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyetler seviyesine erişme ülküsü, demokratik standartları ileri seviyelere taşımak, hak ve özgürlükleri hukuk ile kurumsallaştırmak, dış politikada kimsenin aklına ve inayetine muhtaç olmamak ve elbette müstemleke zincirlerinden, yeni nesil risk ve tehditlerden kurtulmaktır. Türkiye’nin dünya siyasetindeki yeri merkez, yönü ise insanlığın olduğu her yerdir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak kaos ve çatışmaların ürettiği fırtınalara gebe olan dünyada güven ve istikrarın limanı, barış ve refah ikliminin mimarı bir Türkiye idealinin sahibiyiz. Bunun için ülkemizin ve bölgemizin huzur ve barış iklimini kirleten başta terörizm olmak üzere bütün radikal unsurlardan kurtulmayı mümkün kılacak Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge vizyonunun bütünüyle hayata geçmesinin tarihî bir öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. Siyasi rakiplerimiz sularda kulaç atmaya varsın, devam etsinler. Türlü karalamalar ve çarpıtmalarla suyu bulandırmayı sözüm ona siyaset zannetsinler. Türk milleti kararını vermiştir. Terör bitecek, kardeşlik yükselecek, bölgemizde barış ve huzur inşallah sökün edecektir. İstikrarsızlıkla çoraklaşan topraklarda refah ve güven yeşerecektir. İpleri emperyalizmin elinde olan kuklaların tiyatrosu son bulacak, her şeyin milletimize göre olduğu yükseliş çağı başlayacaktır. Bu çağın adı Türk ve Türkiye Yüzyılı, anahtarı ise Türk birliğidir. O sebeple Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge diyoruz. Türk dünyasında birlik ve dirlik istiyoruz.İş birliği potansiyelinin harekete geçirilmesiyle Türk Devletleri Teşkilatına üye devletlerin küresel etkinliğinin, huzur ve barışa katkılarının da artacağına inanıyoruz. Muradımız Hazar ile Akdeniz’in hasretine son vermek, Issık Gölü ile Van Gölü’nü kavuşturmak, Selenga ile Sakarya’yı buluşturmaktır. Dileğimiz Merv’in yıldızlarını Söğüt’te seyretmek, Taşkent’in havasını Konya’da solumak, Bakü’de çalan türküye İzmir’de eşlik etmek, Bişkek’te doğan güneşi Ankara’da uğurlamak, Hoca Ahmet Yesevi’nin hürmet ışığını Mustafa Kemal Atatürk’ün cesaretiyle Türk dünyasıyla buluşturmaktır. Bu bağlamda merhum Abdülhamit Süleyman Çolpan’ın gönül diliyle diyoruz ki: Birliğimizin sarsılmaz dağı, ümidimizin sönmez çerağı, birleş ey halkım, gelmiştir çağı, bezensin şimdi Türkistan bağı! Dilde, fikirde, işte birlik şiarıyla Türk devletlerinin yolu aydınlanmalı, çağın gerektirdiği donanımla atılan umut tohumları muhabbet fidanlarına, kardeşlik ormanına dönüşmelidir. Aynı kıbleye yönelen yürekler, Türkçe düşünen, Türkçe çağıran diller, ortak bir gelişme stratejisiyle kendi mukadderatına yön vermelidir. Bu vesileyle Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi’nde üye ülkeler arasında kurumsal bağların güçlenmesi, ekonomik, teknolojik, kültürel ve askerî ilişkilerin gelişmesi, siyasi ve stratejik iş birliklerinin artması yönündeki kararlılığın ve güçlü iradenin bir kere daha ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu vurgulamak istiyorum. 167 maddeden oluşan sonuç bildirisindeki ortak geleceğimizi şekillendirecek iş birliği alanlarının, bağımsız ve egemen her üye devletin huzur, güven ve refahına katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Türk Devletleri Teşkilatı güçlenerek yoluna devam edecek, Türk Yüzyılı’nı inşa ederken bölgesel barış ve huzurun, küresel düzenin de kurumsal kalesi olacaktır. “AVRUPA’NIN EKTİĞİ FİTNE TOHUMLARI KENDİLERİNE DÖNMEYE BAŞLAMIŞTIR” Değerli milletvekilleri, Fransa ile başlayan ve farklı vesilelerle diğer Avrupa ülkelerine de sirayet eden sosyal hareketler, çok kısa bir zamanda kamu düzenini ve toplumsal huzuru bozan şiddet içerikli gösterilere dönüşmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa’da vuku bulan bu süreci başından beri yakından takip ediyoruz. Avrupa Birliği’nin temel hak ve özgürlükler noktasındaki hassasiyetini üyesi olan devletlere de hatırlatmasını bekliyoruz. Şiddetin gittikçe tırmandığı gösterilerin altında yatan temel sebeplerin Avrupalılar tarafından iyi okunması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Uzun zamandır göçmen karşıtlığıyla İslamofobi ve Türkofobi taşımak suretiyle siyasi rant oluşturma peşinde koşan Avrupa’nın ektiği fitne tohumları kendilerine dönmeye başlamıştır. Avrupa bugün her zamankinden daha fazla güvenlik kaygılarıyla karşı karşıyadır. Artan maliyetler, azalan sosyal refah ve ekonomik sıkıntılar Avrupa toplumlarında sosyal öfkeyi büyütmüştür. Avrupa artık Sanayi Devrimi’nin dinamizmini yaşadığı, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü tartışmasız biçimde koruduğu dönemde değildir. Küresel rekabette güç kaybetmekte, ekonomik ve siyasi etkisi giderek azalmaktadır.”AVRUPA’NIN PEDAL ÇEVİRECEK DERMANI DA KALMAMIŞ” Buradan Avrupa için söylenen, “Avrupa bisiklet gibidir, ilerlemek zorundadır, durursa düşer.” sözünü hatırlatmak isterim. Zira Avrupa’nın pedal çevirecek dermanı da kalmamış görünmektedir. Bu doğrultuda Avrupa Birliği’ne, Türkiye’nin egemenlik hakları kapsamında uluslararası hukuka uygun atılımlarını sorgulamak ve laf yetiştirmek yerine zayıflayan ekonomilerine, ihlal ettikleri değerlerine, tepetaklak giden sosyal ve ekonomik düzenlerine odaklanmalarını tavsiye ederim.”TÜRKİYE, AVRUPA’NIN HER ZAMANKİNDEN ÇOK DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYDUĞU BİR ÜLKEDİR” Bugün Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konumu, güçlü devlet tecrübesi, üretim kapasitesi, genç nüfusu ve bölgesel ilişkileriyle Avrupa’nın her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyduğu bir ülkedir. Buna rağmen her fırsatta gösterilen Türkiye karşıtlığına devam edildiğinde, Türkiye’nin daimi üyelik talebi sudan bahanelerle görmezden gelindiğinde hatırlatırım ki Avrupa’nın yeniden doğrulmaya zamanı da fırsatı da kalmayacaktır.”TÜRKİYE DİRLİK VE DÜZEN İÇİNDEDİR” Saygıdeğer milletvekilleri, Avrupa’da yaşanan sosyal kaos, bölgemizdeki çatışma ve savaş atmosferi bize düzenin ve dirliğin önemini göstermektedir. Düzen ve dirlik, bir toplumun huzur, güven ve istikrar içerisinde varlığını sürdürebilmesinin temel unsurlarıdır. Düzen, yaşamanın belirli kurallar, ilkeler ve değerler çerçevesinde şekillenmesini ifade ederken dirlik, bu düzenin sağladığı huzur, uyum ve esenlik hâlini temsil eder. Bu iki kavram, toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği yanında bireylerin güven içerisinde yaşayabilmesi ve ortak bir gelecek inşa edebilmesi bakımından da büyük önem taşır. Türk düşüncesinde düzen ve dirlik, kâinat içinde dünyayı, dünya içinde tabiatı, tabiat içerisinde insanı ve diğer mahlukatı tasavvur etmenin anahtarıdır. Bu yönüyle bireyi toplumla, toplumu töreyle, töreyi ise devletle kaynaştıran dirliğin kapısı, birliğin ise çatısıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak birey, toplum ve devlet sacayağı üzerine oturttuğumuz düzen ve dirlik anlayışımız, aynı zamanda bireyi şahsiyet, toplumu fazilet, devleti ise adalet kavramlarıyla mühürleyen medeniyet telakkimizdir. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözünden yola çıkarak insanın yüce değerini tanımak, kabul etmek ve bunları güvence altına almak düzen anlayışımızın temelini oluşturmaktadır. “İnsan ahlak iledir.” düsturunca toplumsal yaşamın her alanında fazileti ve dürüstlüğü tesis etmek ise bu temel üzerinde yükselen sosyal sütunları oluşturmaktadır. “Devletin dini adalettir.” şiarıyla hukukun üstünlüğüne ve yüksek demokratik standartlara ait siyasal sistem ile hizmette kaliteyi esas alan şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetimi, düzen ve dirlik anlayışımızın siyasal çatısını teşkil etmektedir. Çok şükür Türkiye dirlik ve düzen içindedir. Lakin Türkiye’nin dirlik ve düzeni, aynı zamanda bölgesel ve küresel sistemde denge ve istikrarın tesisiyle doğrudan ilintilidir.”LİBYA ANLAŞMASI MEMNUNİYET VERİCİ BİR GELİŞME OLMUŞTUR” Uluslararası sistemde büyüyen ve derinleşen adaletsizlik, insanı yaşamından, toplumu huzurundan, devletleri ise istikrarından hızla uzaklaştırmaktadır. Böylesi bir durumda Türkiye, egemenlik haklarının gerektirdiği tedbirleri almak mecburiyetindedir. Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Mutabakat Muhtırası’nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmış olması memnuniyet verici bir gelişme olmuştur. Uzun bir tarihî geçmişe, ortak kültür ve anlayışa sahip iki dost ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönündeki iradenin bir sonucu olan söz konusu mutabakat muhtırası, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin hak ve menfaatlerini gözetmekte, herhangi bir ülkenin hakkına ya da uluslararası hukukun ilke ve kurallarına halel getirmemektedir.”AKDENİZ’DE OLDU-BİTTİYE YER YOK” Akdeniz Havzası’nda, bilhassa da ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik sahasında herhangi bir oldubittiye izin verilmeyeceğini defaatle ve kararlılıkla dile getiren Türkiye, komşularımızla dostane ilişkileri pekiştirmek, karşılıklı rıza ile iş birliği mekanizmaları ihdas etmek, hükümetler arasındaki yakınlaşmayı halklarımıza da teşmil etmek suretiyle tüm bölgede barış, huzur ve istikrarı tahkim etmek arayışındadır. Ne var ki Türkiye ile Libya arasındaki dostane ilişkilerden rahatsızlık duyanların bu gelişme üzerine feryat ettikleri de görülmüş ve tarafımızca not edilmiştir. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve onları Türkiye aleyhine kışkırtan İsrail, ayrıca birlik ve dayanışma adı altında Türkiye’yi Rum-Yunan tezleriyle eleştirmekten çekinmeyen Avrupa Birliği’nin bu gelişmeden rahatsızlık duydukları hemen ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanı’nın yaptıkları ortak basın açıklaması, Avrupa Birliği’nin çelişkilerle dolu yaklaşımını ve çaresizliğini ifşa etmiştir. Brüksel’deki tüm yetkililer anlamalıdır ki tam bağımsız şekilde ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda kararlar alıp uygulayabilmek kudretine ve iradesine sahip olan Türkiye’ye parmak sallamak, istikamet tayin etmek, neyi yapıp yapamayacağına dair talimatlar vermek hiç kimsenin olmadığı gibi Avrupa’nın da harcı değildir. Ne Türkiye ne de Libya onların beklenti ve taleplerine uygun davranmak zorunda değildir. Ayrıca Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermek, herkes için hukuken ve siyaseten en doğru karar olacaktır.Diğer yandan, 23 Ekim 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ile Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya dışişleri bakanlarının toplantısı, Türkiye’nin uluslararası barış ve istikrar için yürütmekte olduğu çok taraflı diplomasinin somut bir tezahürü olmuştur. Türkiye’nin sahadaki gücü ve diplomatik kapasitesini etkin bir şekilde kullanması, bölgesel meselelerde kilit bir role sahip olduğunu bir kere daha göstermiştir. Zira R4 Dışişleri Bakanları tarafından yayımlanan ortak bildiri, başta Filistin meselesi olmak üzere Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışma kadar bölgemizdeki istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik önemli mesajlar da içermiştir.”MEKKE ANLAŞMASI, TARAFLAR ARASINDAKİ GÜVEN, İŞ BİRLİĞİ VE DAYANIŞMAYI ARTIRACAK” 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı arasında ortak savunma için Mekke Anlaşması, taraflar arasındaki güven, iş birliği ve dayanışmayı artıracak, bölgemizde yaşanan sorunların çözümünde dış müdahalelerin etkisiz kılınmasını sağlayacak bir diğer önemli gelişmedir. Tarafların askerî imkân ve yeteneklerinin konuşlandırılması da dâhil olmak üzere uygun görecekleri tedbirlerle birbirlerine destek olmasını öngören Mekke Ortak Savunma Antlaşması, onaylanmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemindedir. Hususi saldırganlığın sona erdirilmesi ve sivil kayıpların önüne geçilebilmesi amacıyla bu anlaşma hükümleri çerçevesinde tüm imkânlar harekete geçirilmelidir. Taraflar arasında savunma ve savunma sanayisi iş birliğinin daha da geliştirilmesinin gerekli olduğunu kayda geçiren söz konusu anlaşmanın, 21 Ekim 2026 tarihinde Doha’da Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında imzalanan Bedir Mutabakatı’yla daha sağlam bir zemine kavuştuğu da bir gerçektir. Zira dört dost ve kardeş ülkenin savunma sanayisi alanındaki birikimini, kabiliyetlerini ve kapasitelerini bir araya getirerek askerî üretim, ortak araştırma ve geliştirme, teknoloji paylaşımı ve teknik askerî eğitim alanlarında iş birliğini artırmayı hedefleyen Bedir Mutabakatı’nın iki üyesi aynı zamanda Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın tarafıdır. Ortak projelerin belirlenmesi, onaylanması ve hayata geçirilmesini öngören bu mutabakat, savunma sanayisinde ürün tedarikine dayanan ilişkilerin ötesinde, birlikte geliştirme, birlikte üretme ve müşterek kabiliyetler kazanma anlayışının güçlendirilmesi bakımından stratejik önem taşımaktadır.  Türkiye’nin savunma sanayisinde son yıllarda elde ettiği üstün başarılar, bu yeni gelişmeler sayesinde dost ve kardeş ülkelerin güvenlik ihtiyacının karşılanmasında önemli katkılar sunacaktır.”KUDÜS İTTİFAKI GERÇEKLEŞTİRİLMELİDİR” Diğer yandan, bölgemizdeki güven ve istikrar iklimini bozucu unsur olan İsrail’deki seçimler, sonuçları itibarıyla önemli gelişmelere gebedir. İsrail seçimleri, hiçbir siyasi partinin ülkeyi yönetecek çoğunluğu elde edemediğini ortaya koymuş, İsrail siyasetini adeta ortadan ikiye bölmüştür. Arap partilerinin bu tabloda güçlü bir konum elde etmesi dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Bu sonuçlar, İsrail toplumunun önemli bir kesiminin Netanyahu hükümetinin Gazze ve Filistin politikalarına yönelik tutumunun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Bununla birlikte İsrail’in önünde önemli bir fırsat oluşmuştur. Bu fırsatı bölgede barış ve huzur ikliminin tesis edilmesi, toplumsal uzlaşının güçlendirilmesi ve farklı kesimlerin bir arada yaşama iradesinin pekiştirilmesi için değerlendirmek mümkündür.Bu çerçevede Arap partilerinin de yer aldığı bir hükümetin kurulması, İsrail siyaseti açısından önemli ve tarihî bir adım olacaktır. Böyle bir adım, İsrail’in toplumsal barışına katkı sağlamakla kalmayacak, bölgesel barış ve istikrarın güçlendirilmesi açısından da yeni imkânlar yaratabilecektir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın ve uluslararası Yahudilik kuruluşlarının İsrail halkının tümünü kapsayan bir hükümet oluşumunu desteklemesi, Filistin için oluşturulan barış çabalarında yeni ve pozitif bir aşamayı da mümkün kılacak, İran ve Yemen dâhil bölgesel istikrarsızlıkları tetikleyen çatışmaların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bize göre Arap partilerinin de temsil edildiği, toplumsal uzlaşmayı ve barış içinde bir arada yaşama iradesini güçlendirecek yeni bir hükümetin kurulması yönündeki fırsat değerlendirilmeli, Kudüs İttifakı gerçekleştirilmelidir. İsrail’de farklı unsurların temsil edildiği bir yürütme, Musevi ve Müslüman halklar arasındaki kutuplaşmayı azaltacak ve uzlaşı kültürüne katkı sunacaktır. Nitekim bu tarihî adım, bugünün siyasi dengelerine yönelik bir çözümle sınırlı kalmayan, aynı zamanda geleceğin barış ve istikrarına yapılmış önemli bir yatırım olacaktır.Kıymetli dava arkadaşlarım, bilindiği gibi Gazze’deki ateşkese rağmen Batı Şeria’daki illegal yerleşimcilerin saldırılarına her gün yenileri eklenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail ve İran arasındaki askerî çatışma ve Hürmüz Boğazı çerçevesindeki gelişmeler de bölgesel barış ve istikrarı tehdit etmeyi sürdürmektedir. Müşterek taraflardan gelen son açıklamalar, ABD’nin yeniden saldırı seçeneğini gündemde tutmaya devam ettiğine, İran’ın ise askerî ve ekonomik baskıya rağmen temel pozisyonundan vazgeçmek niyetinde olmadığına işaret etmektedir. Diğer taraftan, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın sonlandırılmasına yönelik girişimlerde henüz başarı sağlanamamıştır. Bu durum, belirsizliğin devam edeceğini, savaşların sebep olduğu enerji, ekonomi, ticaret ve tedarik alanlarında yaşanan menfi yansımaların tüm dünyada daha büyük tahribata yol açma ihtimalinin bulunduğunu göstermektedir.”TÜRKİYE VE IRAK ARASINDAKİ GÜÇLENEN İLİŞKİLER, ÇOK DAHA İLERİ BİR NOKTAYA TAŞINACAKTIR” Bu kaygı verici gelişmeler yanında Suriye ve Irak’ta sevindirici gelişmeler de vuku bulmaktadır. Irak Başbakanının, “Silahların devlet elinde toplanması, geri dönüşü olmayan nihai bir karardır.” şeklindeki beyanatıyla yasa dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik bir irade ortaya koyması, Terörsüz Bölge hedefinin meyve vermeye devam edeceğine işaret etmektedir. Irak’ın egemenlik sahasının tamamında devlet otoritesinin tesis edilmesi, Irak halkı ve bölgemiz için kuşkusuz memnuniyet vericidir. Türkiye ve Irak arasındaki güçlenen ilişkiler, Kalkınma Yolu Projesi’nin hayata geçmesiyle çok daha ileri bir noktaya taşınacaktır. İlişkilerimiz, yeni dönemde artan ticaret, insani temaslar, ekonomik büyüme ve refahla şekillenmeye başlayacaktır. Birçok önemli uluslararası toplantıya ev sahipliği yaparak diplomaside öne çıkan Türkiye, güvenilen, itibar edilen, barışçı çözümlerin adresi olan bir ülke konumuna ulaşmıştır. Bu nedenle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye’nin yüzünü ağartma adına emeği geçenleri tebrik ediyorum.Değerli milletvekilleri, Türk düşüncesinin kıymetli müteferriklerinden Farah Abinin şu sözü, bugün içinde bulunduğumuz siyasi ve toplumsal süreçleri anlamak bakımından son derece anlamlıdır. Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz. Öyleyse evvela doğruyu bilmek, atılan adımları hakkaniyetle değerlendirmek ve meseleleri siyasi ihtirasların gölgesinde değil, devletin bekası ve milletin geleceği perspektifinden ele almak gerekir. Bugün Türkiye’nin terörden arındırılmış, huzur ve güvenliğin hâkim olduğu bir geleceğe ulaşması, ülkemizle birlikte bütün bölgenin istikrarı açısından da hayati bir meseledir. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi, günübirlik siyasi hesapların ötesinde milletimizin huzuruna, devletimizin gücüne ve gelecek nesillerimizin güvenliğine ilişkin stratejik bir husustur. Böylesi önemli bir süreçte atılan adımları, yürütülen çalışmaları ve ortaya konulan iradeyi görmeden, anlamadan ya da bütün bunları bildiği hâlde görmezden gelerek toplumu karamsarlığa, kutuplaşmaya ve kaosa sürüklemeye çalışmak kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir. Elbette her siyasi adım eleştirilebilir. Her karar sorgulanabilir. Demokratik toplumların gücü de zaten eleştiri ve denetim mekanizmalarından gelir. Ancak eleştiri ile istismar arasındaki çizgiyi, demokratik itirazla toplumsal huzuru bozmaya yönelik kışkırtıcılık arasındaki farkı iyi bilmek gerekir. Hele ki terörün sona ermesi, kardeşliğin güçlenmesi ve bölgesel huzurun tesis edilmesi gibi hayati hedeflerin söz konusu olduğu bir dönemde sorumsuz söylemlerle toplumu sokağa çağırmak, milletin ortak geleceğini tehlikeye atmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.”SİYASETİN GÖREVİ TAHRİK ETMEK DEĞİL, BİRLEŞTİRMEKTİR” Asıl mesele, eleştiriyi sorumlulukla yapmak, farklı düşünceleri ülkenin birliğini, milletin huzurunu ve hukukun üstünlüğünü gözeterek dile getirmektir. 6 Ekim tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup konuşmasında, “İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir. Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır. Siyasette yöntem olarak ayrışsak da yönümüz Türk istiklali ve egemenliğidir.” demiştim. Millî meseleleri siyasi kazanç uğruna istismar etmek ne demokratik olgunlukla ne de toplumsal sorumlulukla bağdaşır. Sokakları gerilim ve çatışmanın adresi hâline getirmeye çalışmak siyasetin konusu olamaz. Siyasetin görevi tahrik etmek değil, birleştirmektir. Kutuplaştırmak değil, kucaklaştırmaktır. Ülkemize ve milletimize değer katan bir anlayışı hâkim kılmaktır. Kimse yanlış hesap yapmasın. Toplumsal huzursuzluktan, kargaşadan, ayrışmadan medet ummasın. Türkiye’nin ihtiyacı, aklın ve ahlakın gereğini yapmak, sağduyuyu, hukukun üstünlüğünü ve demokratik zemini güçlendirmektir. Artık yolsuzluğu, kirliliği ve siyasetin üzerine çöken bütün yükleri geride bırakmanın zamanıdır. Siyaseti kişisel hesapların, parti taassubunun ve kısır çekişmelerin gölgesinden kurtarıp ahlakla, toplumsal hayatımızı ise huzurla, güvenle ve umutla buluşturmanın vaktidir. Vatandaşlarımızın sabrını sınayanlar, yük almak yerine yük olmaya devam etmekte ısrar edenler, milletin irfanını da ferasetini de hafife almasın. Cumhurbaşkanımızın riyasetinde Cumhur İttifakı’yla büyütülen kardeşlik ve dayanışma iklimine zarar vermesin. Bu kadar emek ve gayretin nihai durağı insanlıktır ve insani değerler siyaset dâhil her şeyin üstündedir. Akıl öfkeye, nezaket kabalığa, zarafet görgüsüzlüğe, helal kazanç tamahkârlığa, terbiye edepsizliğe terk edildiğinde insanlık ölür, adamlık da yok olur. Uzaktan adam görünenlerle adamdan uzak olanlar, surette farklı olsalar bile sirette birdir ve bizim nazarımızda adam bile değildir. Bu vesileyle bir kez daha siyasette arınma ve aklanmanın ertelenemez bir gereklilik olduğunu vurgulamak istiyorum. Zira Türkiye kutlu sözdür, sinemizde satır satır. Türkiye gören gözdür, ufkumuzu kuşatır. Türkiye cevherdir, özdür, kardeşçe yaşatır. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken her birinizi sevgi ve saygımla selamlıyorum. Allah’a emanet olun diyorum. Sağ olun, var olun. Allah’a emanet olun.

ad826x90

ad826x90

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

AK Parti’nin iktidarda 24. yılı

HIZLI YORUM YAP